Perşembe, Mayıs 8, 2008 ·

şiirler yaz, şarkılar söyle… taşküren sular altında kalıncaya değin:

susmak mı? bulut çözerken dilini toprağa, “anam avradım olsun”;
ülkem insanının yağmurdan uzak, kana yakın yeminidir… tanrım utanır.
bu nasıl sözse, uçkurdan düğüm… insan sıcaklığı, nebattan ibaret
hayat kadar dahi
kök edinemez ölümüne, bana başka masallar anlat!..

ey harfleri sıtmaya tutulmuş çocuk, hangi bataklığın kamışıdır taşınır
nasıra koşan ipek topuk ayakların üstünde, titrerken… henüz tanımadığın
gövden ki, bir beyaz bayrak gibi ah nasıl da barışa açılmış; lime lime…
sakınırken uçuklarını
aynı aklığa yüz vermiş, sivrisineklerin ısırdığı… o kehribar dudaklarından?!.

gözlerime basılmış arpacıktan mühürdür… yırt zarfımı, acıya koşum, pulsuzu mektubun!

 

Necati Albayrak

Cuma, Mayıs 2, 2008 ·

kentin kumaşını teyelliyor adımlarım
nicedir
hiçbir yere ait değilim:

burası ipek ya da ham keten
çuluna ilmek olduğum memleket…
söküldükçe
dışımda büyüyen
boşluğum
içime
sökün eder!..

tanrının elinde körü makasın
iğnesi
kalbime batıyor!

 

Necati Albayrak

Cuma, Mayıs 2, 2008 ·

I

girme koluma rüzgâr sana eşlik edemem
kurusunu dahi sürükleyecek güçten yoksunum yaprağın
ne de gül tenli kadının yırtmacından başlayıp da sıyıracak
kadar etekliğini
hani ya düşkünlüğüm aşk sayılan o ağdalı
dil değmedik göz bilmedik
el sürmedik
çıplaklıklar üstüne

başımın üstünde yerin mi çoktan yerle birdir
sarstığın kalbimin

aklıma galip geldiği gençlik günlerimde kalanım

ki tutunamaz tutulamazsın

vurma dudaklarıma bıçak da olsan açamazsın ağzımı
yılların kenetlediği dişlerimin kovuğuna sığamayacak denli
cüce kılınır da devliğin
ah kasırga soylu
yüzümdeki çizgiler yel kıran yelkovan
kırılır da kovulursun işte zamanın
izlerini
hiç de atamayan alnımdan…

II

…öpme, yaşamak başarı değilse
ölümlere çare bulun -a- madığı sürece çağımda;

söyle
ölümsüzlüğü bıraktığın sular nerede?

 

Necati Albayrak

Çarşamba, Nisan 30, 2008 ·

(ali musa sarıçimen'e)

 

anne beni alaturka öp

sezaryen doğur

başörtünü üstüme çek

açıkta kalmasın bileklerim

yoksa intihar etmem fazlasıyla muhtemel

sakın bırakma ellerimi

üşüyorum

etim kiminse kemiklerim senindir

 

kapı önlerine çıkmayalım hiç

cümlemiz tenha

öncemiz bulutsa sonramız toprak

yağmursak bunu bilmeyen sokak itlerinin

tüyüne dişine bulaşmadan

abartalım savunma güdümüzü çınlasın ortalık

freud’un hayalarına değin

hatta eşek kulakları uğrunda midas’ın

 

tuz katalım şaraba

sirkeye yatıralım tenimizi

ah rahminden geldiğim değil misin nasıl olsa

babamın sustalı bıçağıdır ayırır ikimizi

post-modern yalnızlığında selamı alabora

oğlundur dön bak hareminden

bir yabancı gibi odasına tutsak

aynı gemisinde suların

 

mendilin avucundan düştü düşecek

hıçkırığına gömüt

gözlerimin aynasında

 

anne beni alaturka öp

babamı

alafranga kucakla..!

 

Necati Albayrak

Pazar, Nisan 13, 2008 ·

bazı tutkuların dokunulmazlığı vardır:
diller ucuna gelip de söylenemez sözcükleri…

ki bundandır, gerçek aşk “hiç kişilik”tir
ve yok edici!..

her yoklukta
bir yeni varlığın temelidir, gizlenir.

 

Necati Albayrak

 

Pazartesi, Nisan 7, 2008 ·

herkes kendine yağmur…

başkasına

kasırga mı, olmalı?

 

suyunu dolusu uğrunda bardağın…

- ki boşluğun kötümser kılan hükmünü

kırmak içinse tüm çaba -

son dileğine uygun ölümcül hastanın

ya da bir fidanın ilk yudumuna - ah can

kan bulası umgusuyla - sunarsa kim;

 

herkes kendine yağmur-

dur... işte

o anda dünyası çoğul!

 

Necati Albayrak

Salı, Nisan 1, 2008 ·

ayak ucum bakışlarını en rahat kondurduğun yerdi dün oradan başladın

butlanla sakatlığına inanmadığımdan da değil ancak buna hâlâ husumet diyorlar

gün değil gecegörmüş insanlar tanımında karanlığa zifir

kanıttır aramak kaygısından uzaklık üstüne edinilmiş tavırlardan birindeydin, utandım

soldum da sarardım ya sabit kılınmış duyarsızlığından gömülü bıraktığın…

 

maroken koltuğunda çokça rahatsız azca şaşkındım sıkıldım başımın uçsuzluğuna değin

süzdüğün olduğum içindir gördüm heyhat yüzünün kuşlarıdır nicedir terk eylemiş

yüreğini ah kıştan karları eriyesi

nasıl mevsimindeyse, süreğen… etten duvar katılığı;

 

ikinci baharı mı beklemek hiç eklenme düşlerine yarının demeliydim sustum

ruganımda saklanan parmaklarımı saran tırnakların katırlardan kalmışlığına

sakın kurma öndür peşindir hükümlerini o denli güçlü değilim değilsin birbiri üstüne

devrilen iskambil kâğıtlarıyız diyemedim senin hamurunda çamdan yarılmışlık var

bendeyse yoğrulan içidir canımın, paramparça… cam hâlinde dökülmüşlüğü taşların!

 

Necati Albayrak

Salı, Nisan 1, 2008 ·

büyütüyorum dizlerimde yalnızları gecelerdir belki de eylül
dağın doğurduğu faredir şu içimse kemirilen
aldıracak da değildim oysa kötürüm öngörüm taşsa hiç
dudaklarıma kenetlediğim buğday tanesi dinliyor sesini yüreğimin:

bunun adı ayrılık bunun adı kavuşmanın kesiktir elleri nereye gitsem
ah kolları tenime kırbaç yangınsa bu sürüldüğüm kısırdöngü yorulmadık aç…

karıncayım yaralı ağzımda içime akar sandığım türküler
dışımda tutamadığım bataklık sinekleri sarı humma kırık kanat tef çalar
ninnisinde dağılmazlığı uykusuzluğun umutsuzluğum mudur sahih olmayan
nesebi içindir kimsesizliğin büyüttükçe büyüttüğüm izleriyle yalnızlığın!

 

Necati Albayrak

Cuma, Mart 14, 2008 ·

Hayatımı yazsam şiir olur! Budur çıkış noktam. Ulaşacağı beyinlerde şiirden karşılama diliyorum sözcüklerime… Ve onlar ödünç! Henüz yayım bulmamış bir ürünümde belirttiğim gibi ‘ iadesi içindir her şiir ödünç aldığım sözcüklerin ’.  Dolayısıyla şiire verdiğim okurun sözüdür! Biçimsel görünümün sınırlarını zorlayan türden açıklamada bulunmak gerekirse, ‘ düzensiz seslerin dışavurumundan ibarettir ’ en basit tanımlamasındaki gürültünün, us ve yürek süzgecinden geçen elenmişlik sonucunda yaratılan bir yeni dile konu edilmesi, şâirin verilmiş sözü olmalıdır. Doğaldır ki yazma süreci ikmal edildiğinde ancak, şiire yâni okura verilen ( iade olunan ) sözün nasıl bir süzgeç ya da elekten süzüldüğü anlaşılabilecektir. Her insanın yaşamının şiirsel algılamada dizelere dökülebileceği inancındayım. Her şiirde bir başka insana ait yaşanılmışlıkların yer bulması gerektiği de ‘ sine qua non ’ beklentilerimdendir. Çünkü şiirdir, incelik ister… Ve ahde vefa!